Felsefe
Haritaya Bakarak Oyun Oynamak

Haritaya Bakarak Oyun Oynamak

12-13 yaşlarındayken Efe diye bi komşumuz vardı. Okul dışındaki çoğu vaktimi Efe ile geçirirdim. Dışarıda topu da beraber oynardık, farklı okullarda olmamıza rağmen ödevleri de birlikte yapardık ve pek tabii o zamanların modası olarak evde toplanıp bilgisayarla da birlikte oynardık. Ben Efe’nin evine giderdim çünkü Efe’de benim bilgisayarımın gücünün yetmediği efsane bir oyun oynayabiliyorduk: GTA Vice City.

Efe’yle birlikte sırayla görevleri yapardık. Ben görevlerin gereklerini yerine getirme sırasında genelde haritaya bakar, buna rağmen bazen yolu kaçırırdım, . Efe’yse haritaya hiç bakmadan, gerektiğinde bana da yol tarifi vererek oynardı oyunu. Efe’ye bunu nasıl yapabildiğini sormadım çünkü çokça oynadığından emindim bu oyunu. Eğer ben de haritaya yeteri kadar bakarak oynarsam zamanla her yeri ezberleyecek ve bir gün ben de Efe gibi haritaya bakmadan oynayabilecektim.

Öyle olmadı. Hem Efe’de oynadığım zamanlar hem de sonrasında yeni bir bilgisayarım olduğunda evde tek başıma geçirdiğim saatlerden sonra haritayı ezberleyemedim. Yani şekil olarak az buçuk oturdu ama haritaya bakmadan bir yerden bir yere gidemiyorum. Efe nasıl haritaya bir kere bile bakmadan onca yolu tarif edebiliyordu peki? Benden daha mı zekiydi? İtiraf edeyim o gün bu soruyu sormadım bile. Peki nasıl tarif edebiliyordu? Neyse ki cevabı çok geçmeden buldum. Soruyu değiştirerek: “Nasıl tarif ediyordu?”

Efe, ben bir yerden bir yere giderken döneceğim yerleri oyundaki önemli yerlerden yapıyordu. “Karşına kulüp çıkacak.”, “Köprünün oradaki karakoldan sola gireceksin.”.. Bunu fark ettiğimde haritayı kapattım. Zaten şekil olarak kafamın içinde az çok vardı. Oyunu, oyuna bakarak, gideceğim yerleri bilmeden oynadım. Çok kısa bir süre sonra da oyunun herhangi bir noktasından herhangi bir noktasına en kısa yolu kafamda kurabiliyordum. Adeta bir Vice City serserisiydim.

Hayat Bir Oyun

Bu ev, üçüncü senesini doldurmasıyla birlikte hayatımda en uzun süre kaldığım ev. Bundan önce kaldığım evlerde en fazla iki sene kaldım. İki seneyi doldurduğumda hayat bir şekilde beni harekete geçiriyor. Gittiğim her evde de GTA oynar gibi günlerimi haftalarımı çevreyi gezmekle geçiriyorum. Tabii harita olmadan. Kısa süre sonra da evimin ve düzenli vakit geçirdiğim yerlerin etrafını öğrenmiş oluyorum. Tatillerde veya iş için şehir dışına çıktığımda da aynı şekilde.

Takıldığım, birlikte dışarı çıktığım insanların; hala bir yerden bir yere geçerken hemen telefonlarına sarılmaları, onu geçtim, rastgele bir yere gidelim dediğimizde gezintiyi haritalarda yapmaları, lokasyon bilgime şaşırmalarındaki en önemli sebep olsa gerek.

Google Maps’i silelim mi?

Tüm hikayeler mesaj vermek için değildir, bazıları mesaj almak içindir. Bu harita sadece Google Maps değil. Hayatınızdaki tüm haritalar size sadece başkalarının çizdiği yolları ezberletir. Sizin, içinde bulunduğunuz şehri öğrenmek için, kafanızı kaldırıp yürümeniz lazım. Koşarak veya bir araçla daha büyük alanları daha kısa sürede öğrenebilirsiniz ama dükkan dükkan, mekan mekan öğrenmek için yavaş yavaş yürümeniz gerek. Hatta mahallenin kültürünü, sosyo-ekonomik durumunu, genel düşünce yapısını anca o mekanlarda zaman geçirerek öğrenirsiniz. Çünkü hayat da bir oyun. Ve bırakın yazmayı, tamamen okuyamadığımız karmaşıklıkta kodlara sahip, MMORPG türünde devasa bir oyun.

Daha önce sitede yazmışımdır denize girmeden yüzme öğrenilemeyeceği veya İnstagram’dan spor sayfaları takip edilerek kas yapılamayacağı gibi örneklerle bunu ama farklı örneklerle arada sırada tekrar hatırlamakta fayda var. Sokaklarında gezilmeden bir mahalle öğrenilmez. Haritaya yine lazım olunca bakmakta bir sakınca yok. Ne zaman lazım olduğuna nasıl karar verdiğimiz önemli.

Kendi açımdan baktığımda, Adamakıllı’nın da yolların nereye dönmesi gerektiğini anlatan bir harita olmaktan ziyade gidilen yolu aydınlatan sokak lambaları, farlar veya bir deniz feneri gibi olması gerektiğini düşünüyorum. Cümlelerimi ona göre seçmeye çalışıyorum. Yakında sitede Adamakıllı bünyesinde kurduğumuz tüm topluluklarla ilgili eğitim ve diğer çeşitli paylaşımlar yapılacak. O zaman onları okurken sizin de bu gözle bakmanızı istiyorum.

Tabii bu yazıyı yazacağım yazıların açıklamasını yapmak için yazmadım 😀 Bu yazı daha çok, gelen soruların cevaplarını verememekle ilgili. Örneğin, bilmediğiniz bir yere girip yakındaki bir adresi, oranın bir esnafına “nasıl gidebilirim” diye sorarsanız, “yürüyerek” cevabına hazır olmak zorundasınız. Bu cevap işinize yaramıyor olabilir ama dil felsefesi bakımından “yanlış” bir cevap değil.

Abi yine ne anlatıyon?

Bazen cevaplardan ziyade sorular da yanlış olabilir. Merak etmeyin. Hiçbir esnaf (tahminen) size böyle bir şaka yapmaya kalkmaz ama hayat bu tarz şakaları sever. Hayat, size güzel ve adil bir cevap vermek için her zaman vakit bulur. Ve istediğiniz cevabı alabilmek için soracağınız soruları güzel seçmeniz gerekir.

Bu hayata geldiğinizden beri yapmak zorunda olduğunuz hiçbir şey yok. Tabii hayatta kalmak için yemek su gibi ihtiyaçlarınız var ama onlar dışındakiler seçim. Bazıları hayatın size baştan verdiği bazıları ise sonradan farklı şekillerde isteyerek aldığınız şeyler. Bunlara karar verecek olan kişi sizden başkası değil. Ne istediğinizi kimse bilemez bu dünyada. Ve sizin de mekanı öğrenmek için, az önce de dediğim gibi, girip içinde biraz vakit geçirmeniz lazım.

Haritalar sizi a noktasından b noktasına götürmez. Sadece daha önce oraya gidenlerin gittikleri yolları gösterir. Yani o iki nokta arasında gidilebilecek çokça yoldan yalnızca gidilenler. Haritalar oraya nasıl gitmeniz gerektiğini de söyleyemez. Bu size kalmış bir şeydir. Noktalar arasında deniz olması oraya illa gemi ile geçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Yüzerek veya bir sandalla geçip daha sonra haritaya bu yöntemin, süre, konfor, dez/avantajlar gibi çeşitli bilgilerini de eklemek, haritaya daha sonra bakacaklar için farklı bir seçenek daha sunar. Çünkü gidilen yollardan biri daha çizilmiştir artık. Ama sandalı oraya yöntem olarak ekleyen kişinin de bu öznel yorumları yaparken vapura binip binmediğini kendisinin bize söylemesi gerekir. Aksi halde onun sandal hakkındaki yorumları, bir vapur cahili olarak, dikkate değer olmayabilir. Herkesin, her yöntemi, milyonlarca kişiye mantıklı gibi gösterebildiği bir çağda özellikle, bu çok daha önemli bir konu haline geliyor.

A’dan B’ye yollara baktık, beğenmeyip ve biraz da maceraya atılmak isteyip yeni bir yol çizdik. Bu yeni yol haritada bahsedilmediği için bilmediğimiz tehlikeler olabilir. Bunun için başka haritaya bakmamız gerek. Belki de daha önce kafamızda kurduğumuz yoldan giden bir gezgin vardır.

Bağla Artık Abi..

İşte bakmamız “gereken” o haritaya gerçekten bakmalı mıyız? Oyun oynamak bizim için bir macera ise bunu bir film gibi izlemek istiyorsak özellikle? Kafamızda kurduğumuz o yeni yolu katederkenki karşılacağımız tehlikelere duyduğumuz korkuyu da içimizde barındırarak geçirmek, tehlikeleri bilip onları düşünerek geçirmekten daha keyifli olmaz mı? Bu ikisi arasındaki farka biraz zaman vermenizi istiyorum. Etrafa bakarak gelecek tehlikeleri hayal etmek ve haritaya bakarak gelecek tehlikeleri düşünmek.. Film benzetmesine tekrar dönecek olursak, istediğimiz bilgiyi veren bir diğer haritadan alacağımız spoilerlar, filmden alacağımız keyfi öldürmez mi? Bütün bir yolu haritalara bakarak geçirmenin, yolun keyfini ne hale getireceğinden bahsetmiyorum bile.